Dergi: İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi
Dergiler
Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Pegem Eğitim ve Öğretim Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Afyon Üniversitesi Eğitim Bilimleri Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Cumhuriyet International Journal of Education
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Dicle Üniv. Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Ege Eğitim Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Eğitim Bilimleri Araştırmaları Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Int. Journal of Evironmental & Science Education
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

International Electronic Journal of Elementary Education
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Mesleki Eğitim Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

MKÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Novitas-Royal Research On Youth and Language
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Ondokuzmayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Türk Fen Eğitimi Dergisi (TÜFED)
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Türk PDR (Psikolojik Danışma ve Rehberlik) Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Uluslararası Eğitim Programları ve Öğretim Çalışmaları Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
Son Sayı
Eski Sayılar
Makale İndeksi
Editörler ve Hakemler Kurulu
Yazarlara Bilgi
Abonelik İçin

Bütün Dergiler
Dergi: İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi     Yıl: 2004     Sayı: 548     Dönem: Bahar     Sayfa Numaraları :
Çocuğun Ruhsal Süreçleri Üzerinde Ailenin Etkisi
Aydın USTA, Dr.
İnönü Üniversitesi, İİBF, Kamu Yönetimi
Makale Özeti:
ÖZET

Dünyaya eğitilebilir bir varlık olarak gelen çocuğun toplumsallaştırılması ilk önce ailede başlamaktadır. Aile içerisinde toplumsal değerler kazandırılmakta ve davranış kalıpları çocuğun beyin katmanlarına işlenmektedir. Bu bağlamda çocuğun biyo-psiko-sosyal gelişimine ortam hazırlayan ailenin konumu önem taşımaktadır. Bu çalışmada konu ile ilgili alanyazın taranmış ve kişisel gözlemlerden yararlanılarak görüş ve düşünceler ortaya konulmuştur. Kişiliğin üzerinde ailenin belirleyici etkisinin bulunduğu, çalışmanın bulguları arasındadır ve bu nedenle aile ortamının çocuğa gelişim olanaklarını sağlayacak biçimde düzenlenmesi, çocuğa yönelik tutum ve davranışların sevgi ve kişisel değer unsurlarını içermesi gerekmektedir.

1. 1. GİRİŞ

Bireysel farklılıklarına bağlı olarak her çocuk aslında ayrı bir dünyadır. Toplumların gelecekleri dikkate alındığında çocuk yetiştirmenin önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Bu çerçevede çocukların biyo-psiko-sosyal gelişimini doğru yönlendirmek anne babaların en önemli görevlerinin başında gelmektedir.

Çocuğun kişiliğinin oluşumunda genetik özelliklerinin yanı sıra çevresel etkenlerin de öneminin olduğu bilinmektedir. Çevresel koşulların düzenlenmesinde de anne ve babanın payının azımsanmayacağı gerçeği ise göz ardı edilemez. Nasıl ki bir bitki, tohum ne denli iyi olursa olsun verimli bir ortam olmadan gelişemezse, bir çocuk da ortamın elverişli olmadığı durumlarda yeterince gelişemez.

Çocuğun toplumsallaşmasında ailenin önemi büyüktür ve çocuğun okul eğitimine hazırlanması aile içerisindeki temel bir eğitim süreci ile desteklenmektedir (unicief.org 2004). Çocukların genel davranış özelliklerini yorumlamak ve onların ruhsal yapısını tanımak onların çok boyutlu gelişimini yönlendirmek açısından önem taşımaktadır. Anne babaların çocuğun ruhsal süreçlerini tanımadan yönlendirme ve eğitim çabaları sonuçsuz kalabilir.

Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı çerçevesinde; yetişkinlerin çocuklara yönelik önemli görevlerini tartışmaktır. Dolayısıyla doğru ve etkili bir ebeveynlik ile aile ortamındaki olumsuz tutum ve davranışları en aza indirgemek ve bu doğrultuda yapıcı adımlara yönelmek bakımından bir görüş açısı kazanılmış olacaktır.

Bu çalışmanın ana denencesi ise şudur: Çocuğun kişiliği, düşünsel ve duygusal beyin katmanlarında oluşan ruhsal süreçlerin özellikleri toplamıdır. Bu süreçlerde ise belirleyici ve yönlendirici olan çocukluk yaşantısındaki algılanan kişiler, olaylar ve nesnelerdir. Kuşkusuz bu olaylar, kişiler ve nesneler ortamını hazırlayanlar ise ana ve babalardır.

2. BEYİN KATMANLARI VE RUHSAL SÜREÇLER

2.1. Beyin Katmanları

Son zamanlarda insan beyni üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki, beyin, duygusal beyin ve düşünsel beyin olmak üzere iki katmandan oluşmaktadır. Bunlardan duygusal beyin, korteksin talamusu çevreleyen iç katmanıdır. Bu katmana “limbik sistem”de denilmektedir. Öfke, korku, endişe, sevinç gibi heyecanlar, cinsel dürtüler bu merkezden yönetilmektedir. Limbik sistem evrim öncesi korteksin eski katmanıdır. Limbik sistem beyin sapı ve talamusla birlikte hayvansı beyin katmanıdır. Heyecanlarımıza, güdülerimize kaynaklık eder. Soyut düşünceyi, konuşmayı beceremez. Limbik sistem istemini rüyalarla ifade eder. Freud’cu terimlerle açıklarsak “altbeni” oluşturan ana bölümdür (Arslanoğlu,1999:38).

Limbik sistemin üzerinde yani duygusal beyinin üzerinde en dış katman olan düşünsel beyin (neo-korteks) yer almaktadır. En üst düzeyde bilişsel işlevleri (bilme, algılama, hatırlama, karar verme, düşünme, akıl yürütme, sorun çözme, öğrenme, imgelem, kavramlaştırma, dil kullanımı) yürütmek düşünsel beyinin görevidir. Düşünsel beyin en insansı yapımızdır. Memeli hayvanlara göre oransal olarak daha çok yer kaplar ve daha kıvrımlıdır. Soyut düşünceyi, konuşmayı düşünsel beyin sayesinde beceririz. Freud’cu terminolojide bu bölge “ben” olarak adlandırılır (Arslanoğlu, 1999: 37). Yedi aydan önce çocukta düşünsel beyin alanı işlevsel değildir, bu nedenle çocuğun bu aydan önceki yaşantısını anımsaması olanaksızdır (Corman,1996:39).

Biyolojik olarak düşünsel beyin içerisinde duygusal beyin yer almaktadır. Bir başka biçimde söylenecek olursa, dil ve düşüncenin merkezi olan düşünsel beyin katmanının duygusal beyin katmanını çevrelediği söylenebilir. Duygusal beyin hücre yapısının biyo-kimyasal özelliklerinin düşünsel beyinin biyo-kimyasal özelliklerinden farklı olduğu söylenebilir (Schreiber, 2003:21).

Birçok heyecan belirtisi irade ile engellenemez. Heyecanlar kafada değil vücutta hissedilmektedir. Bu durum irade merkezi olan düşünsel beyin ile, duyguların merkezi olan limbik sistem arasındaki bağlantıların ne denli zayıf olduğunun göstergesidir. Bazen mantıksız olduğunu bildiğimiz halde herhangi bir şeyden korkmaktan kendimizi alamayız, kaygılarımızı yenemeyiz. Bu olgu her iki beynin de (düşünsel ve duygusal beyin) birbirlerinden bağımsız çalıştıklarını göstermektedir. Aslında gündelik yaşamda düşünsel beyinin çoğu kez heyecanlardan, cinsel isteklerden, korkulardan etkilendiği söylenebilir.

Duygusal beyni bilinçli olarak yönlendirmek olanaksızdır. Duygusal beyin dolaşım sisteminin özellikle kalbin, hormonal sistemin, bağışıklık sisteminin, sindirim sisteminin işlevlerini düzenlemektedir (Schreiber, 2003: 21).

2.2. Ruhsal Süreçler
Psikolojide ruh sözcüğü bazı bilim adamlarına göre beynin üzerinde idare edici, hükmedici bir kuvveti; bazılarına göre ise beynin işlevlerini yani süreçlerini ifade etmektedir (Saygılı, 2001: 13). Aslında günümüzde ruh sözcüğünün tanımından çok süreçleri üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada da ruh sözcüğü beynin işlevleri karşılığında kullanılmaktadır.

Ruhbilimciler genellikle insan davranışını oluşturan ruhsal süreçleri üç ana başlık altında toplamaktadırlar: Bunlardan birincisi, düşünme, sorun çözme, anma, kavram ve ilkeleri kullanma gibi bilişsel süreçlerdir. İkincisi; tutumlar, coşkular, değerler, ilgiler ve güdüleri içeren duygusal süreçlerdir. Üçüncüsü ise; yürüme, yazma, konuşma gibi kassal eylemleri içeren devimsel süreçlerdir.
Her bilimin alanına o bilimle ilgili nesnelerin ve olayların incelemesi girer. Örneğin, zooloji birçok hayvanları, botanik bilim kolu birçok bitkileri inceler. Fakat bu hayvanlar ve bitkiler o kadar çoktur ki bunları tek tek incelemek olanaksızdır. Bu nedenle bunları sınıflandırmaya gitmek gerekmektedir. İşte ruhsal süreçler de çok çeşitli olduklarından dolayı, incelemelerini kolaylaştırmak açısından bir sınıflandırmaya tabi tutulmuşlardır. Ancak böyle bir sınıflandırma kuramsaldır. Aynı süreçte düşünce, duygu ve irade söz konusu olabilir. Bunlardan hangisi ağırlıkta ise o adla anılmaktadır

Çocukluk her şeyin daha çok bilinç dışında geçtiği yaşamsal dönemdir. Yeni doğmuş bebeklerin bilişsel kapasiteleri işlevsel değildir (Miller, 2002: 63). Bu nedenle çocuklar çevresindekileri bilinçsizce özümlerler. Ancak duygusal ve devimsel süreçleri işlevseldir.

Çocuklardaki çatışmalar kendini iki biçimde gösterir: Biri iç çatışmalar, diğeri dış çatışmalar. İç çatışma “ben”, “altben” ve “üstben” arasında ortaya çıkmakta ve nevrozlara yol açmaktadır. Dış çatışmalar ise çocuğu başlıca kendi aile çevresi ile karşı karşıya getirmektedir. Bu durum da çeşitli olumsuz tutum ve davranışlara neden olmaktadır.

Dengeli bir kişiliğin oluşması için gelişimin her evresinin fazla çatışmaya uğramaksızın aşılması, fazla geriye dönüşün olmaması ve engelleyici iç sıkıntılarının ortaya çıkmaması gerekmektedir (Corman, 1996: 165).

3. AİLENİN TUTUMU VE RUHSAL SÜREÇLERE ETKİSİ

Çocuklara huzurlu ve sevgi dolu bir aile ortamının hazırlanması ile geleceğe yönelik sağlıklı nesiller yetiştirilebilir. Aile toplumun çekirdeği ve temelidir. Sağlam ve güçlü bir toplum ancak güçlü ve düzenli ailelerden oluşur. Çocuğun toplumun değer yargılarına ve niteliklerine uygun bir birey olarak yetiştirilmesi için ailenin katkısı gerekmektedir (Altınkaynak, 2004). Çünkü çocuk ailesi yanında kendini güvende hisseder, bu güvenin desteği ile dışa açılır, dünyayı keşfeder ve başka insanlarla da iletişim kurar.

3.1.Ana-Baba Sorumluluğu
Çocuk eğitiminde yetişkinlerin sorumlulukları son derece önemlidir. Hatta “çocukların mutsuzluklarının birçoğunun nedeni yetişkinlerin davranışlarıdır” denilirse, pek yanlış olmayacaktır. Bilindiği üzere, çağdaş psikologlar, çocukların ruhsal sorunlarından, öncelikle anne ve babaları sorumlu tutmaktadırlar. Bu bağlamda, yetişkinler mevcut ruhsal sorunlarının temelinde, çocukluk ve gençlik yıllarının acı yaşam deneyimlerinin bulunduğunu bilselerdi, “kuşkusuz çocuklarına daha iyi davranırlardı” denilebilir. Ailede acımasız yoksunlukların çocuk tarafından ciddi ruhsal yaralar almadan atlatılabilmesi için çocuğun sevgi içerisinde yaşaması gerekmektedir.

Özellikle yaşamın ilk yıllarında ana-baba ile ilişkilerin çocuğun ilerdeki yaşamsal davranışlarını etkilediği bilinmektedir. Kişiliğin pek belirlenmemiş bir dönemi olan yaşamın ilk yıllarını olumsuz koşullar içinde geçirmiş olan bireylerin bu yaşantı bozukluklarını yetişkin yaşamlarına yansıttıkları gözlemlenen olguların başında gelmektedir (Geçtan, 1981: 151). İnsan yetişkin de olsa bilinçaltında çocukluğundan kalan özellikleri taşımaktadır. Bu nedenle yetiştirdiği çocuklar arasında kendi çocukluk sorunlarını tekrar yaşamaktadır. Bu çerçevede yaşamın zaman boyutu değişse bile nevrozlar kuşaklar boyunca aktarılmaktadır. Böylece geçmişte yaşanmış bir durum güncelleştirilmektedir.

Aile içi anlaşmazlıklar, alkol ve uyuşturucu kullanımı gibi sorunların yanı sıra sağlık sorunları aile içerisinde çocuğu etkileyebilir. Bu bakımdan içinde yaşadığı ortamın çocuk için ne derece yeterli olduğu ve gereksinimlerini ne oranda karşılayabildiği önemlidir.

Çocuğu eğitmek, yani onda bulunan zihinsel yetileri mümkün olduğu kadar korumak, zenginleştirmek demektir. Bir yanda her şeyi sevmeye, her şeyi anlamaya, her işe karışmaya hazır bir çocuk, öte yanda anlayışı kıt, kendi donmuş kişiliğinin dışındaki ufuklara dek uzanmasını beceremeyen eğitimci rolündeki ana-babaların bulunması ileri yaşlarda sorunlara kaynaklık edebilir. Bir çocuğu eğitmeden evvel onu yaratmak gerekir. Buradaki “yaratmak” kavramı çocukta düşünmeye, hissetmeye, üzülmeye, gülmeye bilinçli olarak yatkın bir yaşamsal ortamı hazırlamak anlamındadır (Daco, 1989: 325).

Anne babaların çocuklarına gösterdikleri sevgiyi “tutsak edici sevgi” ve “özverici sevgi” olmak üzere iki öbekte toplayabiliriz. Burada “tutsak edici sevgi” bilinçdışından kaynaklanmakta ve çoğunlukla bencilliği içermektedir. Bu anlayıştaki ana babalar çocuklarını, çocuk için değil kendileri için severler. Buradaki çocuk kavramı nesne özelliğini taşır ve nesneye yönelik bu sevgi zamanla düşmanlığa dönüşebilir (Corman, 1996: 157). Nesne olan çocuk ana-babanın daha önce yapmak isteyip de yapamadıklarını kendisine zorla kabul ettirdikleri çocuktur. Özverici sevgi çocuğu özgür bırakarak gelişimine engel olmadan sevmek demektir. Buradaki çocuk, nesne değil kendi istemi olan kendi yazgısını belirleyen bir öznedir. Sevgi bu yazgıyı engellemekten çok tersine yardımcı olmaktadır (Corman, 1996: 158). Çocuk kendi yaşamını ailenin sorumluluğu altında tümüyle yaşayabilmelidir. Acı deneyler pahasına da olsa kendi yaşamını kurallara ve bir düzene bağlamasını öğrenmelidir.

Her bir çocuğu ayrı bir dünya kabul edip, onların ruh dünyasına inebilmek, ana-baba bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi ile mümkün olmaktadır. Ayrıca aile yapısının güçlendirilmesi, aileye sunulan olanakların artırılması, ailenin sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik açıdan desteklenmesi çocukların yaşadıkları ortamların devletin sağlayacağı olanaklarla düzenlenmesi çocuğun yetiştirilmesinde önemli katkılar sağlamaktadır.

Çocuk eğitiminde çocuğun gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun topluma hazırlanması büyük ölçüde ana-babanın hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile ilgilenmesi ile karşılıklı etkileşimi, ona değer vermeleri, kişilik yapısına saygı duymaları, ona yeterince vakit ayırmaları, onun bakım, beslenme ve korunmasını sağlamaları, sevgi gereksinimine karşılık vermeleri ile sağlanabilir. Bu etkileşimlerin yansıması çocukta ileri yaşlarda tepki olarak görülecektir (sagliklikadin.com. 2004).

Meksika, Endonezya, Küba, Çin ve Türkiye gibi bazı ülkelerde çocuk eğitiminden sorumlu ana-baba ve diğer yetişkinlere yönelik olmak üzere bazı eğitim programları yürütülmektedir. Bu eğitim programlarının sonucunda çocuk eğitimi alanında elle tutulur başarılı sonuçlar alındığı gözlenmektedir. Zorunlu olmayan bu programlar ilgili ülkelerin hükümetleri tarafından UNICEF destekli olarak yürütülmektedir. Örneğin Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı - UNICEF işbirliği ile 12 ilde 20000 aileye yönelik olarak eğitim faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Bu eğitim faaliyetlerinde çocukların fiziksel, ruhsal ve sosyal bakımdan gelişmelerini sağlayacak çeşitli aktiviteler ve yaratıcı oyunlar konu olarak ele alınmıştır (unicef.org 2004).

Kolombiya’da bu program 15 yıl süre ile 2000 kırsal aileyi kapsayacak biçimde yürütülmüştür. Bu programda okul öncesi çocukların bilişsel ve fiziksel gelişimleri konusunda ana-babanın bilinçlendirilmesi hedeflenmiştir. Bu program çerçevesinde binlerce anne çocuk sağlığı, çocuk beslenmesi, çevre temizliği ve çeşitli mesleki konularında eğitim almışlardır (unicef.org 2004). Yine Filipinlerde bu amaçla ebeveynler için hizmet servisleri kurulmuş ve bu çerçevede çeşitli ana-baba kümeleri eğitim programlarına katılmışlardır. Bu programlar çerçevesinde, çocuk sağlığı, çocuklarda disiplin, çocuk bakımı, çocuk hakları, çocuk ve medya ve çocuk suçları gibi konular işlenmiştir (unicef.org 2004). Bu tür ülkelerde çocuk eğitimini yönelik ana-baba eğitim faaliyetlerinden olumlu sonuçlar alındığı söylenebilir.

3.2. Ana-Baba Yanılgıları
Önceki bölümde yaptığımız açıklamalardan sonra gensel özellikler aktarımı dışında çocukların olumsuz tutum ve davranış kalıplarını kazanmasında ana-babanın etkisi yadsınamaz. Bu bölümde de ana-babadan kaynaklanan veya onların tetiklediği olumsuz durumlar irdelenmektedir.

Bunların başında duygusal beyinlerinde kaygıları barındıran ana-babalar gelmektedir. Kaygılı ana babalar gerçeği doğru olarak değerlendiremezler ve çoğunlukla algılama yanlışlıklarına düşerler. Bu nedenle en küçük şeyleri bile abartma eğilimindedirler. Böylece endişeli olan ebeveyn korkularını, nevrozlarını çocuklarına aktarabilir. Bunların yanında ayrıca alaycı ve kendini yargıç yerine koyan ana-babalar vardır. Çocuklar bir şey yapmasalar bile onlara bir kabahat bulup yakıştırırlar. Bunlar nevrozlu ana-babaların örneklerinden sadece birkaçıdır.

Çocuk kendi sezgisiyle ana-babanın bilinçdışını algılar ve onların dış davranışlarına kanmaz. Elbette ki bu algılama bilinçli değildir ve genellikle açıkça görülmez, fakat çocuk bu algılamaya uygun biçimde hareket eder. Örneğin çocuk evdekilerin buyurgan davranışlarının onların zayıflıklarından ileri geldiğini ve doğal bir saygıyla bağdaşmadığını sezebilir (Corman, 1996: 176).

Kimi büyükler çocuklarıyla gerektiği gibi veya hiç ilgilenmezler. Aynı kişiler, çocuklarını kendilerine bir yük sayarlar. Ayrıca aralarında geçimsizlik bulunan eşler, çocukları için bu ıstıraba katlandıklarını varsayarlar. İşte bu gibi durumlarda, çocuk kendini istenmeyen kişi olarak algılar ve bilinç altında (duygusal beyin) onarılmaz yaralara sahip olabilir.

Bazı anne ve babalar da çocuklarını tıpkı kendileri gibi değerlendirirler. Kendileri gülerse çocuklarının da gülmesini; kendileri ağlarsa, çocuklarının da ağlamasını isterler. Oysa çocukların farklı bir ruh, farklı bir beden ve farklı bir sosyal yapıya sahip olduklarını göremezler. Sonuç olarak, çocuklarıyla alay ederler, onların düşüncelerine, duygularına önem vermezler. Çoğu zaman da çocuklara öfkelenirler. Bu tür bilinçsiz anne ve babaların çocukları, sonunda kişiliksiz birer yetişkin olabilirler. İnsan her çağında değişik bir yapıya sahiptir. Çocuk çağındakinden bir genç gibi davranması beklenilemez. Bir gençte yetişkinliği aramak yanlıştır. Tüm psikologların birleştikleri bir fikir olarak, çocukluk yetersizlik değil, gençliğe bir hazırlık evresidir.
İnsanoğlunun hep ruhunda vardır, yetersiz bulduğumuz biri yanında kendimizi üstün görür, o kişi yabancı olursa, onunla alay eder gururunu incitiriz. Tam tersine çocuklarına öfkelenen anne ve babalar ise çocuklarının şahsında kendi yetersizliklerini görürler. Bu tür büyükler çocuklarına evde söz hakkı vermezler. Çocukları korkutarak, sindirerek egemenliklerini sürdürmek taraftarıdırlar. Yıllar sonra ise bu tür ailelerin çocukları, çocuk kalarak genç ve yetişkin olamazlar. Gerçek anlamda ise silik, korkak, beceriksiz; kendine güveni olmayan bir yapıyı kazanırlar.

Buyurgan ana-babaların bilinçdışı amacı, çocuğa karşı ne kadar iyi olduklarını göstererek, onlara daha çok egemen olabilmektir. Böylece çocukların açık başkaldırılarını önlemiş olurlar (Daco, 1989: 331).

Çevremizin, yakınlarımızın, annemizin, babamızın yersiz davranışları, aşırılığa kaçan sertlikleri, aşırı hoşgörüleri, sürekli olarak benliğimizi etkilemektedir. Bu nedenle, yakınlarını yetersiz gören, onların davranışlarını eleştiren çocuk, kendisini de yetersiz ve eksik görebilir. Onlara yakın olduğu için, bir onlarınki kadar kendi değerinden kaybedebilir. Tüm insanların bilinç altında zayıflara karşı egemen olma duygusu yatmaktadır. Ebeveynlerini zayıf gören çocuk, kendi kişiliğinde onları görerek, onlardan kaçmaya çalışabilir. Tüm çocuklar kendi anne ve babalarını dünyanın en güçlü insanları olarak görmek isterler ve onlarla övünmek dileğindedirler.

Yaşamı, çocukluk, gençlik ve yetişkinlik adlan altında üç bölüme ayıracak olursak, her çağın eksikliği bir sonraki çağı etkileyebilir. Yakınlarının fazla hoşgörüleri sonucunda, çekingen bir kişiliğe sahip olan bir çocuk, gençliğinde gerçek kişiliğine ulaşamayabilir. Aynı şekilde yetişkinliğinde de mutlu kişiliğine kavuşamayabilir. Anne veya babası tarafından azarlanan, çevresindekilerin aşırı sertlikleri karşısında küçültülen çocuk ise sevilmemesinin nedenini önemsizliğinde ve değersizliğinde görmektedir. Dolayısıyla baskıcı tutumlar altında çocuk, yaşama zevkini ve tadını kaybedebilir. Bu çocuklar çektikleri acı ıstıraplardan anne ve babalarını sorumlu tutarlar, onlardan öç almaya çalışırlar, sonunda ise kötü bir kişiliğe sahip oldukları izlenimini kazanabilirler.

Yukarıda sıraladığımız ana-baba yanılgıları yanında çocuklara yönelik aile içerisinde uygulanan şiddetin çocuklarda fiziksel ve ruhsal silinmez izler bıraktığı söylenebilir. Bu çerçevede yapılan araştırmalarda daha çok, yaşlı ve eğitim düzeyi düşük ailelerin şiddete başvurdukları saptanmıştır. Çocuk eğitiminde ana-babanın eğitilmiş olması büyük önem taşımaktadır. Gelişmiş bazı batı ülkelerinde bile yetişkinlerin okuma özürlü ve şiddete eğilimli oldukları dikkate alındığında konunun önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Örneğin, yapılan bir araştırmada okuma-yazma özürlü yetişkinlerin oranlarının Kanada’nın Quebec Eyaletinde % 38; İngiltere’de % 22; Fransa’da % 30 olduğu saptanmıştır (pages.globettrotter.net 2004).

Fransa’da 1999 yılı Ocak ayında yapılan bir araştırmada ankete katılan ailelerin sadece % 12.5’inin çocuklarına karşı şiddet uygulamadıkları görülmüştür. Ailelerin % 33’ünün ara sıra; % 54.5’inin sürekli olarak çocuklara yönelik şiddet uyguladıkları anket sonuçlarından anlaşılmaktadır. Bir başka anlatımla Fransa’da her 4 küçükten 3’ünün şiddete maruz kaldığı söylenebilir (naturalchild.com 2004). Gelişmekte olan ülkelerde ise bu oranın daha da yüksek olduğu tahmin edilmektedir.

Bu konuda en duyarlı ülkenin İsveç olduğu görülmektedir. 1979 yılında bu ülkede çıkarılan bir yasa ile çocuklara yönelik bedensel ceza yasaklanmıştır. Bu yasa paralelinde İsveç’te çocukların korunmasına yönelik olarak değişik televizyon programları yapılmış ve ülkenin her yanına “Dayaksız ve Tokatsız Çocuk Yetiştirin” başlıklı afişler asılmıştır. Daha sonra ise İsveç bazı batı ülkeleri tarafından örnek alınmıştır. Birleşmiş Milletler Örgütü ise 2001 yılından 2010 yılına kadar olan on yıllık süreyi “Kültürel Barış ve Dünya Çocuklarına Karşı Şiddete Hayır” yılları olarak kabul etmiştir (naturalchild.com 2004).

3.3. Ruhsal Süreçlere Etkisi
İnsanın ruhsal yaşamındaki bilişsel (cognitive) ve duygusal (emotive) süreçleri birbirinden ayırmak olanaksızdır. Bilişsel deyince algılamak, tanımak, değerlendirmek, zamana ve yere oturtmak, neden sonuç bağlantıları kurmak, belleğe yerleştirmek gibi zihinsel yetiler anlaşılmalıdır. Duygulanım deyince neşe, üzüntü, öfke, kin, nefret, korku, bunaltı, kaygı gibi duygusal tepkilerin yaşanması anlaşılır (Öztürk, 1997: 223). Bilişsel ve duygusal süreçlerde kaynağını bulan ve sinir kas eşgüdümü çerçevesinde gerçekleştirilen bedensel hareketlere de devimsel süreçler denilmektedir. Sözü edilen bu süreçler birbirlerini beslemekte ve birbirlerini etkilemektedirler. Ana-baba veya öğretmenin güdülemesi ile matematik problemleri çözen veya arkadaşları ile spor oyunlarında yarışma içerisinde bulunan bir çocuğun bu üç süreci birlikte yaşadığı söylenebilir. İzleyen alt başlıklarda ana-baba tutumunun bu süreçlere etkisi tartışılmaktadır.

3.3.1. Bilişsel Süreçlere Etkisi

Çocukluk çağında aile ortamında karşılaşılan olumsuz tutum ve davranışlar neticesinde bilişsel süreçler alanında çocuklarda dikkat eksiliği, karamsarlık, değersizlik, suçluluk duygusu gibi görüngeler ortaya çıkabilir.

Bilişsel psikologlardan Robert Ellis çocuklarda bilişsel olumsuzlukları üç ana öbekte incelemiştir: Bu öbekler “aşırı istemcilik”, “kötümserlik” ve “kendini eleştirme”dir. Bu olumsuzluklar, olaylardan rasgele sonuç çıkarma, olumsuz seçicilik, aşırı genelleme, fazla büyütme ve azımsama, olayları kişileştirme ve gri alanları görmeme biçiminde ortaya çıkan durumlardır (Miller,2002:234).

Aile ortamındaki olumsuz yaşantıdan bilişsel beyni etkilenen bir çocuk belirli konularda dikkatini yoğunlaştırmada güçlük çekebilir. Ayrıca zihinsel işlevlerinde özellikle yorumlama, yargılama, soyutlama ve genellemede başarısızlıklarla karşılaşabilir. Aile ve okuldaki tüm bu başarısızlıklar değersizlik duygusunu; değersizlik duygusu da çocuğun başarısızlığını karşılıklı besleyecektir. Ancak burada önemle belirtmek gerekir ki, insanın bilişsel yanı ne kadar gelişirse gelişsin, duygular olmadan çocuğun yaratıcılığı yakalaması çok güçtür. Aynı şekilde duygusal süreç de bilişsel sürecin etkisi altındadır.

3.3.2. Duygusal Süreçlere Etkisi

Çocukluk çağında aile ortamında karşılaşılan olumsuz tutum ve davranışlar neticesinde duygusal süreçler çerçevesinde çocuklarda çeşitli bunalımlar, tedirginlikler, çeşitli faaliyetlere karşı zevk ve ilgi azlığı gibi görüngeler ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocuğun kendini ne derece ifade ettiği ve bu ifade sırasında duygularını bastırıp bastırmadığına dikkat edilmelidir (Miller, 2002: 238).

Çocuklukta görülen yaşam bozuklukları ileri yaşlarda bireye, küçük olaylardan büyük sorun çıkarma, nedensiz üzüntü, denetim kaybı ve çabuk öfkelenme, içine kapanıklık, güvensizlik ve dünyaya açılamama gibi sorunları yaşatabilir.

Ailenin görevi çocuğa dünyada işe yarayan ve sağlıklı bir yaşamı sürdürmeyi sağlayan duygusal becerileri kazandırmaktır. Duygular insan yaşamında ifade aracıdır. Sıkıntılarımızı belirtmemize ve gereksinimlerimizi dile getirmemize araç olabilirler. Duygularını şiddetli tepkilerle ifade eden ebeveynler çocuğa otomatik olarak duyguların şiddetli yaşanması gerektiğini öğretmiş olurlar (Miller, 2002: 249). Aslında olması gereken seçkin davranışlarla çocuğa sağlıklı tepkileri öğretmektir.

Çekingenlik ve duygusal gerilik tüm bu olumsuzluklara ek olarak ortaya çıkabilir. Çocuğun daha toplumsal olmasına yardım edebilmek için başarıyı ve mutluluğu hak ettiğine inanmasını sağlamak gerekir. Bunu yapabilmek için ebeveynler, çevresel koşulları dikkatle incelemeli ve bulguların mantıklı nedenlerini araştırmalıdır.

Çocuğun ruhsal gereksinimlerinin başında hiç kuşkusuz sevilme ve ana babası tarafından istenme, yani kabul edilme duyguları gelir. Ana sevgisinin yokluğu ya da aşırılığı ile ölçüsüz bir baba otoritesinin varlığı çocuk tarafından tepki ile karşılanabilir. Babanın çocuk üzerindeki baskısı onları kavgacı, saldırgan yaptığı gibi babaya ve çevreye karşı düşmanlık duyguları beslemelerine neden olabilmektedir. Çocuğu itaate yönelten en etkili şey saygı, sevgi ve birliktelik duygusudur. Sevgi açlığı bedensel açlık kadar korkutucudur. Bu temel besin olmadan çocuğun eksiksiz bir kişilik gelişimi göstermesi düşünülemez (Altınkaynak, 2004).

Duygu durum bozukluklarının nedeni duygusal beyinin işlevsizliğinden kaynaklanmaktadır. Duygusal beyinin işlevsel bozukluklarının nedeni de daha çok çocukluk yaşamında uğranılmış olumsuzlukların duygusal beyin üzerine kaydedilmiş izlerinden kaynaklanmaktadır. Bu yaşam izleri yıllar geçse de duygu durumlarını ve davranışları denetlemektedir.

3.3.1. Devimsel Süreçlere Etkisi

Çocukluk çağında aile ortamında karşılaşılan olumsuz tutum ve davranışlar neticesinde devimsel süreçler çerçevesinde çocuklarda yorgunluk, aşırı uyku veya uykusuzluk, klasik uyuşukluk, motivasyon eksikliği, iştahsızlık, nedensiz ağlamalar ve pasif davranış gibi görüngeler ortaya çıkabilir. Bu arada önemle belirtmek gerekir ki, devimsel süreç, bilişsel ve duygusal sürecin tetiklediği bir tepkidir.

Ebeveyn çocuğa yaşadıklarından zevk almayı tattırmalı ve zevki tanımlamalıdır. Bu çerçevede ebeveyn çocuğa sözlü olarak sevgisini ifade eder ve fiziksel yakınlık gösterirse, olumsuz tutum sergileyen çocuk zamanla bu katı tutumlarından vazgeçecektir (Miller, 2002: 251).

Çocuğun gereksinimi olan diğer bir şey de sosyal destektir. Ebeveynler çocuğu sosyal beceriler, ilişki kurma ve arkadaş edinme gibi konularda yönlendirmelidir. Kendi yaşına uygun faaliyetlere katılımı sağlanmalı ve sonuna kadar desteklenmelidir. Çocuğun yaşı dikkate alınarak ne gibi başarılara gereksinimi olduğu belirlenmeli ve ona göre hareket edilmelidir (Miller, 2002: 254).

Çocukları her an denetlemek, her yaptıkları konusunda bilgi sahibi olmaya kalkışmak, çocuğu ruhsal gerilime itebileceği gibi, diğer yandan çocuğu denetimsiz ve kendi halinde bırakmak da çocuğun önü alınamayan davranış sorunları geliştirmesine ortam hazırlayabilir. Bu iki kutbun arasında hareket alanı ideal olmalıdır (sagliklikadin.com 2004).

İnsanın tüm davranışları çocukluğunun ürünüdür. Bu nedenle insana çocukluk döneminde örnek davranışlar aşılamak gerekmektedir. Bireyin yetiştiği aile ortamı ve aile bireyleri ile olan ilişkiler kişiliğin oluşmasında çok önemli rol oynar. Çocuk bol konuşma ve öğütten çok ana-babanın davranışlarından etkilenir ve bu davranışları kendisine örnek olarak alır (Altınkaynak, 2004). Ayrıca taklit, ana-baba ve çocuk etkileşiminin önemli bir unsurudur. Taklit eden çocuk ana ve babasının önüne onların aynada yansıyan imgelerini koymaktadır (Geçtan, 1981: 154).

Çocuğun ailesi ile kuracağı ilişki, onun ömrü boyunca kuracağı insan ilişkilerinin temelini oluşturur. Bu nedenle çocuğun 0-6 yaş döneminde aileden aldığı eğitimi, ondan sonraki eğitimin temelini oluşturmaktadır. Aile içerisinde korunmuş olma durumu, çocuğu ailesine daha çok bağlayacaktır.

Fransa’da genellikle çocuklarda beden ve ruh sağlığı konularında araştırmalar yapan Suzanne Robert-Ouvray’a göre, çocuklar 3 yaşından itibaren gelişen beyincikleri yardımı ile devimsel becerileri edinebilmektedirler. Ancak bedensel şiddete maruz kalan çocuklarda ise edinilen bu becerinin kaybolacağı veya azalacağı ileri sürülmektedir. Çünkü çocuklarda beyincik adlı organ yetişkinlere göre daha duyarlıdır. 1990’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan araştırma sonuçlarına göre ise, evlerinde şiddete maruz kalan çocuklarda saldırganlık, yalan söyleme ve hırsızlık gibi davranışların ortaya çıktığı tespit edilmiştir (naturalchild.com 2004). Bu nedenle çocuk eğitimi üzerinde ana-baba davranışlarının etkisi yadsınamaz.

4. GENEL DEĞERLENDİRME

Çalışmanın ana denencesine bağlı olarak elde edilen bulgular şöyle sıralanabilir:

► Çocukluk yaşantısında karşılaşılan olumsuzluklar özellikle duygusal beyin katmanlarında ve daha çok bilinçdışında onarılmaz izler bırakmaktadır. Bu izler daha sonraki yetişkin yaşamında tüm tutum ve davranışları yönlendirmekte ve denetlemektedir.

►Kendi çocukluk ve gençlik dönemlerini olumsuzluklar içerisinde yaşamış olan yetişkinler yine duygusal beyinlerinde taşıdıkları bu nevrozları tıpkı gensel özelliklerde olduğu gibi kendisinden sonra gelen kuşaklara aktarmaktadırlar.

►İster çocuklukta olsun ister yetişkinlikte tutum ve davranışlarımızın sergilenmesinde düşünsel beyin kadar duygusal beyin de belirleyicidir.

Ana babaların çocuklarının normal bir şekilde biyo-psiko-sosyal gelişimini sağlamak ve uygun aile eğitimi vermek için yapılması gerekenler önerileri şöyle sıralayabiliriz:

►Çocukluğunu yaşayamayan bir insan gençliğini, yetişkinliğini de doyasıya yaşayamayacaktır. Çocukluğunda bisiklete binmeyen, yeterince oyun oynayamayan kişinin içinde hep o özlemler kalacaktır. İşte bu noktadan hareketle tüm anne ve babalar çocuklarını, kendilerine göre değil de, çağa göre değerlendirmelidirler. Yani çocuklarına, çocukluk çağını, oyun çağını yaşatmalıdırlar. Onlara her yönüyle değer verilmesi, kişilik haklarına saygılı olunması, onlara söz hakkı verilmesi, sevildiklerinin hissettirilmesi, onlara zaman ayrılması ve güven duygusu aşılanması çocukların biyo-psiko-sosyal gelişimleri açısından önem taşımaktadır.

►Çocuklarla olan ilişkilerimiz onların her zaman kendi eğilimlerini elden geldiğince en iyi biçimde geliştirmelerine yardımcı olmalıdır. Çocuğun gelişimini engelleyecek olumsuz eleştirilerde bulunulmamalı ve yaptıklarına karşılık ölçülü bir beğeni tutumu sergilenmelidir. Çocuğun yaptığı güzel ve faydalı işlerde çocuk davranışının onaylanması; hatalı durumlarında ise uygun bir tepkinin gösterilmesi ve hatanın mantıksal çözümünün birlikte yapılması gerekmektedir. Ancak, çocuğa karşı aşırı hoşgörü veya aşırı disiplin uygulamalarından kaçınılmalıdır.

Ayrıca çocukların eğitimi için ana babanın düşün ve duygu bakımından iyi bir uyum içinde olmaları gerekir. Bu açıdan ana-babanın kendi aralarındaki söz ve davranış birliği önemlidir. Çocuğa gösterilen tutum ve davranışların değişik yer ve zaman boyutunda tutarlı olması da bu birliği tamamlayacaktır.

►Ana-baba eğitimi yeteneklerin artmasına ve çocuğun bütünlük kazanmasına önem vermelidir. Çocuk önyargılardan arındırılmalı, ve çeşitli korkulardan korunmalıdır. Çocuğa bir düşsel bilgiler toplamı sunmak yerine ona, biraz zaman ayırıp kendisini tanıması, iç zenginliğine ulaşması öğretilmelidir. Çocuk kendisine nesne gibi değil özne gibi bakabilmelidir. Böylece düşüncesi sınırlandırılan değil enginleştirilen, yaygınlaştırılan birisi olabilir.

►Sürekli olarak çocukların biyo-psiko-sosyal gelişimleri izlenmeli, bu konuda hekim ve çocuğun öğretmenleriyle işbirliği yapılmalıdır. Ayrıca çocukların kapasitesini aşacak görev beklentilerine girilmemelidir.

Bilindiği gibi, çocukluk bir hazırlık, eğitim dönemi evresidir. Normal olarak bir beden ve ruha sahip herkes gibi çocukların da bazı ruhsal gereksinimleri vardır. İnsanlar özellikle çocuklar övülmek, sevilmek isterler. Çevrelerinden ilgi beklerler. Yeterli derecede ilgi, sevgi gören çocuklar her türlü bilgi ve beceriyi güçleri oranında kazanabilirler. Bazı çocuklar, azarlandıklarında, kendilerini istenmeyen kişi olarak görebilirler. Bunun sonucunda, toplumda yer edinebilmek, üstün görünebilmek amacıyla kabalık yapabilirler. Kendi durumlarından dolayı toplumu sorumlu tuttuklarından, çevresindekilerden nefret ederler ve yakınlarından öç almaya çalışırlar. Gerçekte, sorunlu insanların bilinç altında bu duygu yatmaktadır. Anne ve baba sevgisiyle yetişmiş kişilerde suç işleme oranı çok azdır. Diyebiliriz ki, toplumlar, kendi sorunlu insanlarını yine kendileri yaratmaktadırlar. Normal insanlar, mutlaka çevrelerine uymak isterler ve çevrelerinin mutluluğunu kendi mutluluklarıyla eş zamanlı görürler.

Birbirleriyle iyi geçinen eşlerin çocukları sağlıklı büyürler. Hatta ünlü bir söz babalara şöyle seslenmektedir: “Çocuklarınıza yapacağınız en büyük iyilik; onların annelerini daha çok sevmenizdir.” İyi bir aile ortamında sevgi olmalıdır. Eşler arasında hoşgörü olmalıdır. Bu kurallara uyulduğu sürece, mutsuz olmaları için herhangi bir neden yoktur.

Sonuç olarak denilebilir ki ana ve babaların çocuklarına karşı duyarlı olmaları ve onların biyo-psiko-sosyal gelişimlerini izlemeleri, ortaya çıkan bilişsel, duygusal sorunlara hekimlerle, öğretmenlerle birlikte çözüm üretmeleri geleceğin yurttaşlarını toplumsallaştırmak ve toplumsal gönenç bakımından önemli girişimlerdir.

KAYNAKÇA

ALTINKAYNAK, Sevin (2004), “Çocuk Eğitimi Ailede Başlar”,
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/06/29. ozgurplatform/ozgurplatform 3. html. (07.02.2004).

ARSLANOĞLU, Kaan. Yanılmanın Gerçekliği. İstanbul: Adam Yayınları, Mart 1999.

CORMAN, Louis. Psikanaliz Açısından Çocuk Eğitimi. (Çev: Hüsen Portakal), İstanbul: Cem Yayınevi, 1996.

DACO, Pierre. Çağdaş Psikolojinin Olağanüstü Başarıları. (Çev: O. A. Gürün), İstanbul: İnkılap Kitapevi, 1989.

GEÇTAN, Engin. Çağdaş Yaşam ve Normaldışı Davranışlar. Ankara: MAYA Yayınları, 1981.

MILLER, Jeffreya A. Çocuklarda Depresyon. (Çev: Müjde Işık), İstanbul: Özgür Yayınları, Mart 2002

ÖZTÜRK, M. Orhan. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 1997.

SAYGILI, Sefa. Beyin ve Ruh. İstanbul: Türdav Yayınları, 2001.

SCHREIBER, David Servan. Guerir Le Stres, L’Anxiete Et La Depression Sans Medicaments Ni Psychanalyse, Paris: Robert Laffont, 2003.

http:// www.saglilikadin.com/cocuk&aile/cocukegitim.htm.02.02.2004.

http:// unicief.org/french/sowc99/e080 html.

http://naturalchild.com/alice_sans_frapper.html.

http://pages.globettroter.net/srp/illettrf.html.

Alınış Tarihi: Aralık 2003
Hakemlerden Dönüş Tarihi: Haziran 2004
Anahtar Sözcükler: Aile , Çocuk , Duygusal Beyin , Düşünsel Beyin , Ruhsal Süreç ,


Dergi: İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi     Volume: 2004     Number: 548     Annualy:     Page Numbers :
Abstract :
Keywords : ,
Dokümanlar / Documents

Bedava Kargo
100 ve üzeri alışverişler kargo bedava

İndirimli Kargo
75-100 arası kargo yarı fiyatına

Pegem Akademi Dershaneleri
KPSS, ALES, KPDS, ÜDS, DGS Hazırlık Kurslarında lider marka Pegem Akademi Dershaneleri web sitesi için tıklayınız.

Bu web sitesinde yer alan bütün görsel ve yazılı materyallerin telif hakları Pegem Akademi Yayıncılık'a aittir.
Her hakkı saklıdır. 2005-2013 © Pegem Akademi Yayıncılık.